-beyn'en nevm ve'l yakaza-

Neden uyuyamıyorum Allah’ım, neden? Ben ki başını yastığa koymasıyla uyuyan biriydim. Bu gece ne oldu bana? Saat yirmi üç otuz gibi yattım –tek gözünü açtı, ışıklı saatine baktı- şimdi saat 02:36. Açık gözünü tekrar kapattı. Tam üç saattir uyuyamıyorum.

Gece… Sessizlik. Sessizliği bozan tek şey duvar saatinin inceden tiktakları. Evet, işte bu gürültüden uyuyamıyorum diye düşündü. Tik tak tik tak... Melun saat,  sussana be! Uyumaya çalışıyoruz burada. İyi de o saat her zaman orada. Ve sen her zaman uyuyabiliyordun. Ya şimdi? Yok, uyuyamıyorum. Göz kapaklarım ağrıdı onları sıkı sıkı yummaktan. Düşünmeyi bıraktı. Kardeşlerinin sesine kulak verdi. Odada iki kardeşiyle birlikte kalıyordu. Dinledi: Birisi artık uykunun lezzetinden midir ağzını şapırdatıyor, diğeri kaba yerlerini kaşıyordu. Kim bilir kaçıncı uykularındalar. Ya ben? Bugün niye böyle oldu? Nedir beni uyutmayan? Off…

Sağından soluna döndü, gözlerini açmadan. Akşam ağır bir şey yemedim. Bir yerim de ağrımıyor. Dişim mi ağrıyor? Başını hafif kaldırdı yastıktan. Tik tak… Hayır dişim ağrımıyor. Geçen sene nasıl uyutmamıştı beni, ağlatmıştı bir de.  Dişimin ağrısından değil de sabaha kadar uyutmaması yüzünden ağlatmıştı. Gecenin uzunluğunu hastalara sor demişler. Hakikaten öyle. Geçmek bilmez saniyeler asırlar gibi gelir hastaya. İyi de hiçbir yerim ağrımıyor, gayet sağlıklıyım. O zaman? Hayır, ortam da müsait... O sıcak yaz gecelerinden birinde değiliz. Nerdeyse kış geldi, hava serin. Üstümde yorgan var. Sıcak olsaydı da pek fark etmezdi ya, yastığımı ters çevirir, serin tarafına yatardım. O ısınana kadar ben uyumuş olurdum zaten.

En sinir bozucu sessizlik, gecenin sessizliğidir. Tiktak... İyi ki varsın saat. Sen de olmasan. Demin ki lafımdan ötürü özür dilerim. Kırdım seni. Anla beni. Tek gözünü açtı, halıya perde aralığından sızan dolayın gümüşi şulesi düşüyordu.

Solundan döndü, sırt üstü uzandı. Ayaklarını birleştirdi. Böyle yatınca bebekler geldi aklına, annelerin dizinde sallanan bebekler. Ninni mırıldansam uyur muyum acaba? Olur mu olur... Bir denemek lazım:

Dandini dandini dastana
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı.
Eeee. Eeee. Eeee.

Yok, işe yaramıyor. Yaramaz tabi. Koskoca adamsın. Ninniyle olacak iş mi? Koyun mu saysam yoksa. Ne zormuş uyuyamamak. Sabrım da tükeniyor hani. Şeytan diyor kalk, dolaş. Yok ya, bunu göze alamam. Uykum hiç gelmez o zaman.

Şu ninni işini bir daha mı deneseydik? Zararı olmaz: Çık çıkalım çayıra, yem verelim ördeğe…

Dur ulan dur. Bu ninni değil salak! Sayışmaca tekerlemesi bu. Çocukken birini ebe seçmek için sayışırdın bununla. İyi de hiç adil değildi ki bu. Kimin çıkacağı en başından belliydi aslında. Mesela elli yedi heceden oluştuğunu düşünülelim sayışmanın: Altı kişi sayışıyor. Yedi tur döndükten sonra saymaya başlanan ilk kişinin yanındakinin çıkacağı aşikâr. O zaman düşünemez miydik bunu? O zaman düşünebilseydim. Akranlarım bir köşede sayışırken son anda yetişir, durun bu sayışma yapılamaz diye kahramanca durdurdum seremoniyi.  Sonra da nedenini açıklardım:

Bakın şimdi… 57’nin 6’ya göre modu 1’dir. Ve her defasında sayışmayı yapanın bir yanındaki adam ebe olacaktır. Bu da haksızlık… O zamana kadar bana hiç yüz vermeyen Ayşe gelir, boynuma sarılırdı belki. “Kahramanım benim, beni ebe olmaktan kurtardın,” der yanağıma bir buse kondururdu. Ben seni ebe olmaktan kurtardım ama sen ebe olmaktan kurtulamadın be Ayşe. Gittin ebelik meslek yüksek okuluna yazıldın ve sahici bir ebe oldun. Bırak ya, düşünme onu.  Tik tak Tik tak…

Ey uyku neredeysen gel artık. Gözlerim yollarda seni bekler… Her şeyi başkasından bekleme. Hadi uyusana be kardeşim. Uyu Fatih uyu… Ömer ılık iç. Yok, Ömer değildi sütü ılık içmesi gereken. Kimdi? Ali miydi? Hayır, Ali seyisti. Ata bakması lazım. Ali ata bak, ona mukayyet ol. Işık süt içsin, Ömer mısır seviyor. Kaya ne yapıyordu? Topu tutuyordu, kimseye vermiyordu uyuz. Jale bak bu jandarma.

—Kimler Kimler?
—Cendermeler, cendermeler.

Soluna döndü, kafasını önüne iyice eğdi. Niye uyuyamıyorum ben? Dünyanın yarısı şuan uykuda, ben değilim. Sahi tam yarısı mı? Zannetmem… Bir bakalım, yirmi üç derecelik bir açıyla kesiyor ufuk çizgisi dünyayı. Belki şuan okyanusların çoğu karanlık, karaların azı. Çin’in durumuna bakmak lazım gerçi. İki milyar insan. Saat burada şuan gecenin iki buçuğu. Altı saat ileride kabul edersek… Orada sabah sekiz buçuk. Tam iş saati. İnsanlar balık istifi trenlere doluşmuş işlerine, ayda yetmiş iki dolar kazandıkları fabrikalarına gitmektedirler. Kadınlar da uyumuyordur, onlar da iştedirler şimdi. Orada kadın erkek eşit çünkü. Kapitalizm üstü Komünizm, kadınla erkeği eşit kılıyor; cinsiyet ayrımı yok. Kadınlar da madenlerde, taş ocaklarında çalışıyor, köle gibi. Tuvalete gitmek de yasak. Yemek molası üç dakika… Bol Kapitalli Kominizmdense, kapitalli devletçilik daha iyidir iyi. Atam sağol. Hatta Atam, sen kalk ben yatam! Buna gerçekten ihtiyacım var şuan. Tik tak. Uyusana be adam. Yarın iş var. Uyuklarsın sonra.

Solundan sağına döndü. Ofladı pufladı. Yorgan da çok sıcak oldu artık. Az kaldırayım da hava alsın bedenim. Düşünmesem uykum gelir mi acaba? Evet, düşünmemeliyim.  Sıyrıl düşüncelerden. Düşünme fatih düşünme. Ona kadar say ve hiç bir şey düşünme. Bir… İki... Üç… Oluyor galiba bir şey düşünmüyorum şimdi. Dört... Beş... Hayır, düşünüyorsun. Hiçbir şey düşünmediğini düşünüyorsun. Demek düşünmeden olmaz. Demek beni âdem dem be dem tefekküre mail bir zihayattır. Ne dedin sen şimdi, Türkçe konuş da anlayalım. Diyorum ki insanoğlu her an düşünmeye eğilimli bir canlıdır. Filozof gibi konuştun. Bu lafı unutma da yarın biraz ukalalık yaparsın millete.

Düşünceleri kısalıyor ve hızlanıyordu. Tik tak da duyulmuyordu artık sanki: Yarın iş var… Çarşamba bizim takımın Avrupa Kupası maçı. Bizim ki yerinde duruyor mu? Duruyordur. Ahmet ile buluşmam gerek. Niye uyuyamıyorum… Hasan’ı da uzun zamandır arayamıyorum. Sınav sonucu ne oldu? Önemli değil gerçi. Ama babamın ilacı önemli. Eve dönerken, unutma. On yıl sonra nerede olacağım acaba? Cebimde yarın minibüse verecek bozuk para var mı? Yarın şu kitabı da bitirmek lazım artık. Haftalardın okuyorsun daha bitmedi. Nikola Tesla mı insanlığa daha faydalı oldu yoksa Michael Faraday mı? Niye düşünemiyorum artık? Bırakın düşüneceğim. Hayır uyuyacaksın. Hayır, son bir düşünmem lazım. Neydi Allah’ım neydi? Önemli. Uyuyorsun… Uyuyorsun… Hayır durun. Son kez düşünü… Uyudu.

Uyudu. Ve uyur uyumaz neden uyuyamadığını anladı. Bugün arkadaşıyla sahilde oturur ve yarım ekmek köfteyi iştahla götürürken yanına gelen aç bir kediyi şöyle ayağıyla kenara itmişti. Bir parça köfte isteyen kediye kötü davranmış ve farkında olmasa da bu vicdanına dokunmuştu. Vicdanı onu uyutmadı uzun bir süre. Evet, uyudu fakat o kedi patileriyle rüyasında boğazına yapışmış, Fatih’i boğmaya çalışıyordu şimdi...

Anahtar Kelimeler: Hikaye

mustasim billah , 01/12/2008-18:50 Facebook'ta Paylas