Elif Şafak'ı ilk defa okudum. Aşk romanına kısmetmiş, o denk geldi. Mutad olduğu üzere şimdi bu romandan bünyemde arta kalanları buraya yazacağım. İlk başta şunu söylemeliyim ki ileride hatırlayacağım bir roman olamayacak bu. Bu, roman kötüydü demek değil elbette. Ama roman "fena değildi" den öte gidemiyor benim için.

"Aşk", ilk bakışta anlaşıldığı ve kapak renginin de bunu desteklediği gibi iki karşı cins arasındaki tensel muhabbet değil; tasavvufi bir özellik taşıyor romanda. Mevlana Celaleddin Rumi ve Şebsi Tebrizi arasındaki muhabbet romanın teması. Romaın içeriği hakkında daha fazla şey söylemek istemiyorum. Zira huyum değildir, romanın okuyucuya özetlemek. keyfini kaçırabiliriz romanın (spoiler diyor gavurlar buna).

Romanın konusundan bahsetmeyeceğime göre geriye, eksik ve hatalarından bahsetmek kalıyor galiba. Özellikle anlatım ile ilgili büyük problemlerim var. Evet, tarihi bir romanda dil önemli bir problemdir. O günün diliyle mi anlatılmalı roman, yoksa günümüz Türkçesiyle mi? Çoğu yazar günümüzdeki dille anlatmayı haklı olarak yeğler (Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk) bazılarıysa o tarihin dilini kullanmayı tercih eder (Suskunlar, İhsan Oktay Anar) bu da takdire şayan.

Bununla birlikte tarihi bir romanı Türkçe anlatmak,  romanda  yaşayan ve etkilenen Türkçe'ye özgü bütün özellikleri kullanmanın lisansı almak değildir. En azından bence böyle. Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı Roman'ı da günümüz Türkçesiyle anlatılmıştır evet ama günümüz türkçesinin nevi şahsına münasır özelliklerini hiç taşımaz. Türkçeyi o tarihe  yani 16.yy'a uyarlar sadece. Sözgelimi 16.yy'da geçen bir konuşmada arkadaşların birbirine "kanka" diye hitap etmesi kulak tırmalayacaktır.

Gelelim romanımıza. Yazar, kitapta; romanı bir başka kişinin romanı olarak sunuyor bizlere. O zaman şöyle bir kargaşa oluşuyor: roman 13.yy'da geçtiği için normalde farsça, arapça ya da selçuklu türkçesiyle yazılmış olmalı ya da en azından bu dilin anlatımına uygun özellikler seçilmeli. Kitapta  Aşk Şeriatı adlı romanı yazan İskoçya'lı arkadaşımız bunu büyük ihtimalle ingilizce yazdı. Ve biz son okuyucu da güya onun türkçe tercümesini okuyoruz. Böyle bir karışıklık yaratarak Elif Şafak belki de dil sorununu sümen altı etmek istedi. Ama bence bunu başaramamış.

İşte size Aşk Romanından dil ve anlatım bakımından ya da bilgi eksikliğinden aklımda kalan hatalar.

1. "Bana kul hakkıyla gelmeyin" kitapta ayet olarak bahsedilmiş. halbuki bildiğim kadarıyla bu bir ayet değil; kudsi hadistir.

2. "Mümin müminin aynasıdır" (s.98) yine bildiğim kadarıyla bu ayet değil hadistir. Elif şafak bu konuda dersine iyi çalışamamış görünüyor.

3. "Bağdat'ta kardan bir battaniye, tabiat ananın eseri..." (s.101)

gibi bir ifade geçiyor Şebsi Tebrizinin ağzından. Burada iki hata var. Birincisi Bağdat'a kar yerleri tutacak kadar hiç kar yağmamış olduğu, diğerinde Tasavvuf ehli, büyük veli olan Şebsi Tebrizi'nin son derece materyalist bir yaklaşımla bu güzelliği Allah'a değilde "tabiat ana"'ya bağlaması. ilginç.

4. RUMİ kelimesinin harflerinin arap harfli analizi (s.105) yaparken i ve u harflerinden bahsediliyor, sanki mektup latin harfleriyle yazılmış gibi. Rumi kelimesini arap harfleriyle yazarsanız i ve u göremezsiniz. ra, vav, mim, ye görürsünüz: رومی

5. Kitapta tarihler genelde miladi ve güneş ayları mevcut. Ay takvimi kullanılsasydı daha gerçekçi olurdu bence. Tabi bu bir tercihtir. buna hata diyemeyiz.

6. "tekdir ile uslanmayanın hakkı..." (s.171)

tarihi romanlarda dil önemli bir sorun olduğunu yukarıda örneklerle izah etmiştim. İşte en önemli örneği. 13.yy'da geçen bir konuşmada 20.yy'da yazılmış bir şiirde yer alan vecizin yer alması biraz abes kaçmış doğrusu. üstelik bu romanın aslı güya ingilizce. İngilizce hangi cümleydi ki o türkçe'ye böyle çevrilebilmiş.!

7. "görmüyorlar mı ki ne peygamberim keramet göstereyim..." (s.198) diye geçiyor kitapta, peygamber keramet göstermez, mucize gösterir. kerameti halilullah, veliullah gösterir. üstelik bu basit hata yine Mevlana'nın ağzından yapılıyor.

8. s.211'de nefsin mertebelerini sayarken ikinci mertebedeki nefsi levvame kavramı bana yanlış geldi. Çünkü Nefsi levvamme, ilk mertebenin yalnızca birazcık gelişmişidir. Kişi emmaredeyken tam bir şuursuzluk içindeyken, levvamedeki nefis, bazen kendini yoklar. bazense yoklamaz. ama kitapta nefis levvame baya baya veli sınıfını anlatıyor (tamam mübalağa ettim ama öyle)

9. Sayfa 230.da "taktığı gözlüklerin camları "ifadesi geçiyor. Bildiim kadarıyla gözlük 18.yy'da kullanılmaya başlandı. 13.yy'da kullanıldığına dair bir belge yok (en azından anadolu'da yok. Viyana'da bir eleman kullanmış diyorlar. O da 1280'de ama konuşmanın geçtiği yıl 1245)

10. Aşk Şeriatı romanını yazan kardeşimiz, 1975 yılında bütün harcamalarını kredi kartı ile ödüyormuş. Bence o zaman kredi kartı olsa bile günümüzdeki gibi yaygın değildi, her yerde kullanamazdınız (s.282.)

Kitaba dair, kimine gereksiz, kimine de baya mühim gelecek notlarım böyle. İyi kısmını alınız, kötü bizde kalsın.

Anahtar Kelimeler: Kitap, Aşk Romanı Değerlendirme, Aşk Romanı Özet, Aşk Romanındaki Hatalar, Elif şafak Aşk Romanı Değerlendirme, Elif Şafak Aşk Romanı Eleştiri, Elif Şafak Aşk Romanı Yazı, Elif Şafak Romanları

mutevaggil , 15/11/2010-08:57 Facebook'ta Paylas