dervişlerTasavvuf dedikleri çok geniş bir derya, uçsuz bucaksız bir doktrinler sistemi, hakkında çok tartışmalar yapılan bir mistik bir kurum. Aynı zamanda, farklı bir lisanmış gibi kendine özgü bir üslubu haiz bir dünya. Zamanla kendi terimleri, kendi sözleri, kendi deyimler oluşmuş başka bir evren...

Bu terimsel farklılığın ve çeşitliliğin mutasavvıflar tarafından kasıtlı yapıldığı görüşü yaygındır. Bu görüşe göre, tasavvuf “elit” bir kesimin işidir ve avam bu işe bulaşmamalıdır. Bu yüzden tasavvuf aktivitelerini, avamın anlayamayacağı mecazi kelimelerle, ağır bir lügati stille yaşatmak, avam ile havas arasındaki izolasyonu sağlayabilecektir.

Tasavvuf hızını kaybettikten ve tasavvuf ehli azaldıktan sonra, eski mutasavvıfların yazıldığı eserler açıklanma ihtiyacı hissetti. Örneğin bugün İbn Arabî’nin bir eserini okumaya çalışsak, elimizde bir tasavvuf sözlüğü olması elzemdir. Şu kelime ve kelime gruplarına bir bakınız mesela: Vukuf-i izemani, nazar ber-kadem, abahul ahval vb…

Yine de tasavvufun günümüze ulaşan ve çok yaygın olarak kullanılan bazı terimleri de yok değildir. İşte bu yazının amacı tasavvufla alakalı bilindik kelimeleri bir paragraf ile açıklamaktır. Bu kelimeleri hemen her gün duyarız ama tam manasını çoğumuz bilmeyiz, o halde hadi okuyup öğrenmeye:

1. Vahdet-i Vucüd:

İki temel tasavvuf teoreminden biridir. “Varlığın birliği” manasına gelen bu teoreme göre Yaratılan ile yaratan tek kaynaktan gelir ve ikisi “birdir”. Varlık “bir” olduğuna göre aynı zamanda zorunluluğu da vardır. Yaratılmış olan yaratanın evrendeki bir yansımasıdır. Kısaca evren Allah’ın bir zahiri, Allah ise evrenin özü, gerçeği ya da batınıdır. Bu teoriyi İbn-i Arabî sistemleştirmiş, öğrencisi Sadettin Konevi adını koymuştur.

2. Vahdet-i Şuhud:

Vahdet-i Vucüd Ekolünün eksiklerini kapatmak, yanlış noktalarına parmak basmak ve bunları ıslah etmek amaçlı, yine de onu tamamen tekzip etmeyen bir öğreti olarak doğan Vahdet-i Şuhud İmam Rabbani tarafından ortaya atılan bir teoridir. Yaratan ile yaratılan iki ayrı varlıktır fakat yaratılan yaratana şahitlik eder, bir yaratıcı olduğuna dalalettir. Vahdet-i Şuhud; Vahdet-i Vucud anlayışının “Herşey O’dur, Ondan başka varlık yoktur” metaforuna karşılık “Herşey Ondandır, ondan gayri görülen yoktur” tezini geliştirmiştir.

NOT: Vahdet-i Vücüd ile Vahdet-i Şuhud arasındaki farkları daha önce bir yazımda yazmıştım. Buraya tıklayarak o yazıyı okuyabilirsiniz.

3. Fenafillâh:

Vahdet-i Vucüd ve Vahdet-i Şuhud teoremlerinin gözlemlendiği, bu deneyimlerin tecrübe edildiği, seyrü sülük hiyerarşisinin bir basamağıdır. “Allah’da yok olmak” manasına gelir. Genel kabule göre eğer Bir sufi Fenafillâh makamına erişir de geri dönemezse Vahdet-i Vucüd; bu basamağa erişip geri dönebilirse Vahdet-i Şuhud ile hemhal olmuş olur.

4. Silsile:

Kelime manası olarak silsile, bir biri ardınca gelen, bağlantılı, ya da zincir demektir. Tasavvufta ise bir tarikat şeyhinin, peygamber efendimize kadar olan manevi bağının bir şemasıdır. Bir nevi manevi bir soy ağacıdır. Tasavvufta silsile, şeyhin güvenirliliği açısında çok önemlidir.

5. Rabıta:

Nakşibendî Tariki ıslahatında daha çok bilinen bir kavramdır. Kelime manası olarak ip, bağ, düzen, intisap etmek gibi manaları vardır. Tasavvufta Râbıta, mürîdin, kâmil ve mükemmil olan şeyhinin rûhâniyetinden feyz alacağına inanarak, onun sûretini (şekil ve şemâilini) zihninde tasavvur etmesidir. Yine râbıta; mürîdin şeyhini severek yâdetmesi (hatırlaması) ve sûretini zihninde canlandırmasıdır ki, buna râbıta-i muhabbet denir.

6. Nefsi Emmare:

Tasavvufta nefis hiyerarşinin en alt ve en adi basamağıdır. Nefs-i Emmare, kötülüğü, günahı emreden nefis demektir. Bir kişi sürekli kötülükler yapıyor, günah işliyorsa ve bundan nedamet duymadığı gibi bu işleve sebatla devam ediyorsa, nefsi emaresi on kimse hükmediyordur. Bir sufi, tasavvuf yolunda bazı çile ve imtihanlardan geçerek nefsi emmaresini, nefsi mutmaine çıkarmaya uğraşır.

7. Şeyh:

Şeyh; aynı zamanda yaşlı, bilge, ulu insanlar içinde kullanılan bir tabir olup Tasavvufta, kendisine bağlanmaya gelmiş müridleri, tarikat terbiyesiyle eğiten tasavvuf ehline denir.  Bir tarikatın kurucusu (pir) olabileceği gibi, ölümünden sonra onun yerine geçen halifelerinden biri de olabilir. Tasavvuf anlayışına göre şeyhin hem vuslata ulaşmış bir veli, hem de eğiticilik, yol göstericilik niteliklerine sahip bir Mürşid olması gerekir.

8. Derviş:

Bir tarikata ve şeyhe bağlı olan mürid, sûfiyâne bir hayat yaşayan kişi.) Farsça bir kelime olmakla birlikte bütün müslüman milletlerin dillerine girmiş olan derviş, esas itibariyle "muhtaç, yoksul ve dilenci" anlamlarına gelirse de, geniş bir coğrafyada uzun süre kullanılması sebebiyle değişik mânâlar kazanmıştır. Kelime Eski Farsça'da (Avesta) drigôş, deryôş ve drigu; Orta Farsça'da (Pehlevîce) driyôş; Yeni Farsça'da derviş şeklinde kullanılmıştır.

9. Mürşid:

İrşad eden, yol gösteren, kılavuzluk eden manasına gelir. Tasavvufta kendisine gelen müridleri terbiy eden, onları eğiten bir öğretmen modelidir. Mürşid-i kamil sırat-ı müstakimi gösteren, dalaletten hidayete sevkeden kişidir. Tarikatta seyr u sülûkunu tamamlayıp irşada ehliyetli olan kişiler için kullanılır bir tabirdir. Tasavvufta şeyh ile aynı anlamadır.

10. Murid:

Kelime manası olarak Dileyen, isteyen, arzulayan, irâde ve istek sâhibi olan kimse demektir. Tasavvufta; irâdesi olmayan, şahsî irâde ve dünyevî alakalarından sıyrılarak Cenâb-ı Hakk'ın ve mürşîdinin irâdesine -yıkayıcı elindeki ölü gibi- kayıtsız şartsız teslim olan, mürşîdince kendisine telkin edilen hâli ve şekli hiç bozmadan istikamet üzere koruyan, bir mürşîde intisab ile tarikata girmiş kişi, seyr-i sülüka kendi isteğiyle giren ve mürşîdine kararlı ve azimli bir irâde ile bağlılık gösteren derviş, müntesib ve mensûb gibi manâlarda kullanılan bir tasavvuf terimi.

Anahtar Kelimeler: Bir Tanım, Çok Kullanılan Tasavvuf Terimleri, Derviş Nedir, Fenafillah Nedir, Murid Nedir, Mürit Nedir, Mürşid Nedir, Mürşit Nedir, Nefsi Emmare Nedir, Rabıta Nedir, Şeyh Nedir, Silsile Nedir, tasavvuf nedir, vahdeti şuhud nedir, vahdeti vucüd nedir

mutevaggil , 09/01/2013-09:25 Facebook'ta Paylas