bagdat ahmediyeMilattan sonra 634 (Hicri on üçüncü yıla denk gelir) yılında, yeni kurulmuş İslam imparatorluğu, Pers İmparatorluğu’nun bir parçası olan Irak topraklarına doğru genişledi. Geneli Hristiyan olan o toprakların halkına, İslam hükümeti tarafından iki seçenek sunuldu: İslami kabul etmek ya da yeni hükümetin koruması altına girme ve askerlikten muaf olma amaçlı cizye adlı vergiyi ödemek...

Halife Hz. Ömer ibn El Hattab, yeni bölgeyi korumak amaçlı iki şehrin kurulmasını emretti. Küfe (aynı zamanda bölgenin yeni başkenti) ve Basra (yeni bir liman şehri). Bağdat daha ancak sonraki yıllarda önem kazanacaktı. Şehrin tarihi kökenleri, milattan önce 1800’lü yıllara, ta antik babil’e kadar gitmektedir. Bununla beraber şehrin ticaret ve bilimin merkezi olması unvanı ancak sekizinci yüzyılda başladı.

Bağdat İsminin Manası:

Bağdat isminin kökeni konusu tartışmalıdır. Bazı görüşe göre isim; “koyun otlağı” manasına gelen Arami dilinde bir kelimeden türemiştir. Bazı kimseler ise kelimenin eski farsça’da “Tanrının Hediyesi” manasına gelen bir söz öbeği olduğunu iddia ederler. (Antik Farsça’da Bağ: Tanrı, Dad: Hediye, vergi demektir). Bu ikinci görüş daha mantıklı durmaktadır.

İslam Dünyasının Başkenti olarak Bağdat:

Milattan sonra 762 yıllarında Abbasi Hanedanlığı, geniş İslam dünyasının hükümranlığını devraldı ve başkentini yeni kurulmuş Bağdad’a taşıdı. Sonraki beş asır boyunca şehir dünya eğitim ve kültürün merkezi haline gelecekti. İslam dünyasının bilim adamlarının tıp, matematik, astronomi, kimya, edebiyat vb… hem doğa hem de beşeri bilimlere büyük katkılar yaptığı bu şeref dönemi, İslam medeniyetinin “Altın Çağı” olarak bilinir. Abbasi hâkimiyeti altında Bağdat, bir müzeler, hastaneler, kütüphaneler ve camiler şehri oluyordu.

9-13.yüzyıllar arasında yaşamış meşhur Müslüman bilim adamlarının çoğu akademik eğitimlerinin temellerini Bağdat’ta almıştır. Eğitimin en ünlü merkezlerinden biri, dünya üzerindeki her türlü bölge ve kültürden bilim adamlarını cazibesi altına alan Beyt’ül Hikme (Bilgelik Evi) ‘dir. Burada, öğretmen ve öğrenciler, bilginin kalıcılığını sağlamak adına Antik yunan el yazmalarını çevirmek için beraber çalıştılar. Aristo, Platon, Hipokrat, Öklid ve Pisagor gibi antik yunan bilim adamlarının çalışmalarını incelediler. Beytü’l Hikme zamanın en büyük matematikçisine de ev sahipliği yapmaktaydı: El Harezmî, cebirin babası (cebir, adını Harezminin eseri Kitab’ul Cebir’den almıştır.)

Avrupa, karanlık çağlarında ve çürümeye yüz tutmuşken, Bağdat da o denli canlılığın ve çeşitliliğin kalbi konumundaydı. Bağdat, zamanında dünyanın en refah ve entelektüel şehri kabul ediliyordu. Konstantinopol’un (İstanbul) ardından da en büyük ikinci şehirdi.

500 yıllık hâkimiyetin ardından, Abbasi hanedanlığı gücünü ve İslam dünyasına olan üstünlüğünü kaybetmeye başlamıştı. Bunun sebebi kısmen doğal (su baskınları, yangınlar) ve kısmen de beşeriydi (Şii-Sünni çekişmeleri, iç güvenlik sorunları).

Bağdat şehri en sonunda, Abbasi çağını bitirecek olan olaya, Moğollar tarafından 1258 yılında talana maruz kaldı. Söylentiye göre Dicle ve Fırat nehirleri binlerce bilim adamının akıtılan kanından dolayı kızıla bürünmüştür. (Rivayete göre 100 bin Bağdatlı kılıçtan geçirilmiştir) Kütüphanelerin çoğu, sulama kanalları mahvedilmiş, tarihi miras yağmalanmıştır.

O günden sonra şehir, bir çöküş süreci başlamış ve onlarca savaş ve mücadeleye ev sahipliği yaparak günümüze gelmiştir.

....

Çeviri yapılan kaynak: http://islam.about.com/cs/history/a/aa040703a.htm

Anahtar Kelimeler: Tarih, Abbasiler Döneminde Bağdat, Abbasilerde Bilim ve Teknik, bagdat istilası, bağdatın kuruluşu, Bağdatın Tarihi, Emeviler döneminde Bağdat, İslam Altın Çağı, İslam Bilim Çağı, İslam Ve Bağdat, İslamın Altın Devri, Moğol İstilası, Moğolların Bağdatı Yağmalaması

mutevaggil , 21/05/2010-16:01 Facebook'ta Paylas