Hümanist felsefenin en önemli şahsiyetlerinden birisi‘ olarak tanıtılan Hz. Mevlana için sanırım bundan daha büyük bir saptırma olamazdı. Film bu cümle ile başlıyor ve başlangıçta kazara söylendiğini düşündüğüm hümanist felsefe tanımı defalarca tekrar ediliyor.

Hâlbuki bu cümleyi yazan yazar için yapılabilecek en keskin eleştiri yazan kişinin ya hümanist felsefeyi bilmediği ya da Hz. Mevlana’yı anlamaktan oldukça uzak olduğudur sanıyorum. Hümanist felsefe ontolojik olarak insanda başlar ve insanda biter. Yani insana ve insan doğa ilişkisine dair her türlü değerin üreticisi de insanın bizzat kendisidir.

Hümanist felsefe, bu anlamda Heidegger’in Batı Metafiziğine getirdiği çok isabetli eleştirilerde söylediği gibi, varlığı ontolojik olarak ele aldığını söylediğinde bile, onu ontolojik olarak ele almaz, onu epistemolojik bir bilgi nesnesi haline getirerek ‘Varlık’ı ‘varolan’a indirgeyerek felsefenin Hakikatle ve ‘Varlık’ ile bağını keser. Sanıyorum Hz. Mevlana’ya yapılacak en büyük kötülük de onun eserlerini İslam Tasavvufunun en derin ontolojik bilgisinden soyutlayarak özünden ve bağlamından koparmaktır. İslam Tasavvufunda ve elbette Hz. Mevlana’da bütün varlığın O’ndan olduğu ve ontolojik olarak en üstte olmazsa hiçbir şeyin var olamayacağı Allah’ı gözden kaçırırsak Hz. Mevlana’yı anlayabilmiş olur muyuz?

Filmde bir yerde Hz. Mevlana’nın ‘ne olursan ol yine gel…’ ile başlayan şiiri okunuyordu. Son Mesnevihan rahmetli Şefik Can ve büyük Mevlana uzmanı İranlı Bediüzzaman Firüzanfer bu şiirin Hz. Mevlana’nın hiçbir eserinde olmadığını söylüyorlardı aslında.

Peki, bu şiir Hz. Mevlana’ya ait bile olsa filmde verildiği gibi mi anlaşılmalıydı? Adeta içinde Putperestin, Müslümanın, Mecusinin, Hristiyanın ,Yahudinin olduğu bir barda etrafta spor olsun diye dönen birtakım kişileri hayal edebileceğimiz bir ortam mıdır ‘Gel ne olursan ol gel’ ile kastedilen? Yoksa ‘gel ama geldiğin gibi kalma değiş, dönüş’ müdür söylenen?

Divan-ı Kebir’deki şiirleri İlahi Aşk’ın cezbesiyle ve sarhoşluğuyla, tasavvufi manada söylersek ‘fena’ makamında bulunuş halinde söylediğini, Mesnevi’nin ise yine tasavvufi manada ‘beka’ makamında bulunuş anlamında ele alınması gerektiğini; Mesnevi’nin baştan sona Kur’an’ı Kerim ayetleri ve hadislerin tefsiri olduğunu anlatmazsak nasıl hakkıyla anlatabiliriz Hz. Mevlana’yı?

‘Ben yaşadığım müddetçe Kur’ân’ın kölesiyim
Ben seçilmiş Muhammed’in ayağının tozuyum
Eğer benim bu sözümden başka bir şey nakledilirse
O sözden de, onu nakledenden de şikâyetçiyim’

Diyen Hz. Mevlana’yı, ontolojik olarak Allah’tan ve epistemolojik olarak İslam’dan soyutlayarak anlatmaya çalışmak, adeta bir meyveyi sıkarak onun özünü çıkarmak, sonra o özü bir kenara atarak meyvenin posasını yemeye çalışmak değil midir?

Bu yazi, sinemasinemadır.com'daki eleştiriden derlenmiştir. Tamamını okumak için TIKLAYIN

Anahtar Kelimeler: Sinema, Mevlana Belgeseli, Mevlana Hayatı ve Eserleri, mevlana kimdir

mustasim billah , 07/05/2008-07:37 Facebook'ta Paylas