Oryantalizm; doğubilimi ya da şarkiyatçılık “coğrafi doğuyu” incelemek üzere batılı medeniyetlerce ortaya çıkarılmış araştırma-geliştirme faaliyetlerini kapsar. Edward Said; oryantalizmi; batı dışındaki toplumların öğrenilmesi, yönlendirilmesi ve sonunda da kullanılması için sarf edilen gayretlerin tümü diye tanımlamaktadır. [1]

Oryantalizm geniş kapsamlı bir kurumdur. Doğu’yu siyasi, sosyolojik, askeri, ideolojik, bilimsel ve düşünce yönünden inceler. Bir de doğu dinlerini tabi. Oryantalizm’de İslam dini de bu doğu dinlerinin içersinde yer alır. Ben bu yazımda sadece Oryantalizmin İslam üzerinde olan kısmından bahsedeceğim.

Aslına bakılırsa oryantalizm yukarıda sayılan dallara dair çok önemli bilimsel araştırmalar sunmuş ve ilgili literatürlere yadsınamaz katkılarda bulunmuştur. Yine de şu unutulmamalıdır ki oryantalizm doğuyu; egzantirik, geride kalmış, tensel ve despotça görür.  Bu aristokrat düşünce yapılan çalışmaların çoğunun subjektif olmasına yol açar. Üstelik konu İslam’a gelince oryantalizm, birdenbire sistemli bir bilim dalı olmaktan çıkıverir ve bilimsel dayanağı olmayan uydurma ve dedikodusal kaynaklar öne sürerek enikonu bir hristiyan misyonerliği faaliyetine bürünür. Bazen de var olan asıl kaynağa (Kur’an ve Sünnet) aşırı-yorum getirerek karalama kampanyasını sürdürür.

Burada dikkate değer bir nokta var: hristiyan bir bilim dalı olarak oryantalizm; İslam’ın hak dini olmadığını çeşitli kaynak ve yorumlarla savunurken, hiçbir dine ve tanrı’ya inanmayan ateistler de oryantalizm’den beslenmekten hiç çekinmezler. Bu ise düpedüz samimiyetsizliktir. Tanrıya inanmamak ama Tanrıya inanan bir cemiyetin araştırmalarını almak ancak hazırcılık ve ikiyüzlülüktür. Daha acısı, seküler Hümanist bir felsefeye sahip ateizmin Emperyalist bir bilim dalı olan oryantalizmden faydalanması ayrıca ironik ve dikkate değer durum. Bu durumu tek cümleyle özetlersek:

“Zafere giden her yol mübahtır” ya da “düşmanımın düşmanı dostumdur.”

Şimdi oryantalizmin ve tabi ki onun şakşakçısı olan ateizmin İslam ve Peygamber Hakkında dillerine en çok doladıkları 10 konuyu listeleyeceğim. Yazı çok uzayacağı için bunların ispatını yapmaya uğraşmayacağım. Bu da bir başka yazının konusu olsun. Aşağıdaki konuları yazının sonunda refere ettiğim Prof.Dr. Hamdi Zakzuk’ün çalışmasınan aldım.

1. Peygamber bir puttur Müslümanlarda birer pagandır:
Oryantalistler, aslında Peygamber efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) hiç yaşamadığı, onun (hâşâ) bir put olduğu, Müslümanların da bu putla birlikte Apollin ve Tervagant gibi putlara tapan birer pagan olduğunu söylerler. Ki bu da İslam’ın yayılma hızı ve gelişmesi karşısında kıskançlık duygularıyla ortaya atılmış bir iddiadan başka bir şey değildir. Ama başkaları aynı şeyi Sheakspare hayal için nüdür diye öne attıklarında ağızlarından köpük çıkarırlar tabi.

2. Peygamber, eli kılıçlı acımasız bir kraldı:
Oryantallerin, en sık kullandıkları iftiralardan biri de O’nun (s.a.v) aslında bir peygamber değil de iktidar hırsı olan, insanları öldürmekten zevk alan, kılıcı elinden düşmeyen, astığı astık kestiği kestik bir lider olmasıdır. Merhamet peygamberine atılacak en adi iddialardan biridir bu. (Biz seni ancak âlemlere rahmet ol diye gönderdik, Enbiya: 107)

3. Aişe kötü bir kadındı:
Bu acımasız iddiaya göre Hz. Aişe anamız, kocasını sürekli başkalarıyla aldatan bir kadındı. Oryantalistler bu kadar alçalabilmiş, masum ve hayâ timsali Aişe anamıza böyle bir iftira atmışlardır. Bunun dayanağı ise İslam tarihine “ifk hadisesi” diye geçen olaydır. Kuran-ı Kerimde bu olaya atfen Aişe anamızın suçsuz olduğu Allah tarafından bildirilmiştir. Olayın en acı yanı ise sözüm ona bazı islam mezheplerinin bile, Aişe Anamız hakkında bu iftiraya benzer şeyler sarf etmeleridir.

4. Cebrail diye bir şey yoktu. Birisi peygamberi işletiyordu:
Gelinde gülmeyin bu saçmalığa. Bazı Oryantallere göre Cebrail diye biri hiç olmadı. O toplumdan biri, Peygamberimizi ben Cebrail’im sana vahiy getirdim diye sürekli işletiyordu. Düşünebiliyor musun müslüman! Yirmi üç yıl birisi Peygamber efendimizi (s.a.v) ben Cebrail’im diye işletiyormuş. Böyle bir şeyi bir bilim dalı mensubu adam akademik çalışma diye önümüze sürüyorlar.

5. Kur’an’ı Kendi uydurdu ve yazdı:
Bu iddiaya göre Kuran-ı Kerim Allah’tan inmedi, peygamber (s.a.v) onu kendi kafasından uydurdu ve yazdı. Buna göre kuran Kutsal bir kitap değil, otobiyografik bir kitaptır ve peygamber içinde geçen kıssaları da başkalarından öğrenmiştir. Yani kuran’ın müellifi ve mucidi kendisidir! Bütün bu iddiaları Allah Kuran- Kerim vasıtasıyla zaten o zaman cevaplandırmıştı. Mesela: Şüphesiz biz onların, “Kuran’ı ona başka bir insan öğretiyor,” dediklerini biliyoruz… (16/103)

6. Muhammet ismini sonradan kendisi koydu:
Bir başka komik iddia, peygamber efendimizin (s.a.v), “Muhammed” ismini Medine’ye göç ettikten sonra kendisi koyduğudur. Hâlbuki birçok siyer kaynağı ve hadislerde doğduğunda bu ismin dedesi Abdulmuttalip tarafından koyulduğu bilinmektedir. Hem bu isim sonradan koyulmuş olsa ne yazar? Nereye varılmak isteniyor böyle bir iddiayla.

7. Peygamber bir şehvet düşkünüdür:
Oryantalistlerin en çok saldırdıkları, mal bulmuş mağribi gibi en çok atladıkları, ağızlarına sakız ettikleri konu da Peygamber efendimizin çok eşliliği konusudur. Onlara göre, Peygamberin (s.a.v) bu kadar çok evlilik yapması şehvete düşkünlüğünden dolayıdır. Bu namussuz iftira da oryantallerin islami karalamada gemileri ne denli yaktığını gösteriyor bizlere. Zaman’ın şartlarına göre, islamı yaymak, kimsesi olmayan kadınları himaye etmek gibi sebeplerle yapılmış evlilikleri böyle iğrenç bir duruma yormak da insafsızlığın son raddesidir. Oryantalist Karen Armstrong bu konuya objektif yaklaşır.

8. Peygamber Sara  Hastasıydı ya da Şizofrendi:
Oryantalistler, Peygamber efendimizde vahiy alırken vuku bulduğu bilinen titreme olayına da garip bir çözüm bulmuşlar. Onlara göre peygamber efendimizin (s.a.v), ara sıra vahiy alırken titremesi, vahyin ağırlığından değil de (zaten vahiy aldığı falan yoktu) sara nöbeti tuttuğundan dolayıdır. Şizofren ya da sara hastası bir komutanın zaferden zafere koşması da ilginç bir ayrıntı yani. Düşünün Savaşın ortasında sara nöbeti tutan bir komutanı gören düşman tövbe bismillah diyip meydandan kaçıyor. :))

9. Kur’an’da yanlışlık var ve tahrif edilmiştir:
Müsteşriklerin bu iddiasına göre Kuran’ın müellifi (peygamber efendimiz) bunu yazarken özellikle tarihi olaylarda (kıssalarda) bazı yanlışlıklar yapmıştır. Yani kuran kıssalarındaki bilgilerin bir kısmı yanlıştır. Bir başka iddia da Tevrat ve İncil’in başına gelenlerin Kuran’a da olduğu yani Kuran’ın sonradan değiştirildiğidir.

10. İslam fıkhı Roma Hukuku’ndan çalınmıştır:
Bu saçma iddia da, islam fıkhının ve kurandaki islam hukuku ile ilgili ayetlerinin ve bu konudaki hadislerin, kısacası islam hukukunu oluşturan delillerin Roma hukukundan intihal olduğudur. Çünkü Peygamber (s.a.v), roma hukuku hakkında geniş bilgi sahibi idi! Çünkü iki kez Şam’a gitmişti. İyi de şama bir keresinde 9 yaşında gitmişti. Diğerinde ise 25 yaşındaydı ve sorumlu olduğu büyük bir ticaret kervanı vardı. Onca işinin arasında birisinin ona roma hukukunu anlatması da hangi hayalperestin ürünüdür? [2]


kaynaklar:

[1] Edward Said, Oryantalizm, (Çev. Nezih Uzel), Irfan Yay
[2] Hamdi Zakzük, oryantalizm ve medeniyetler hesaplaşması, yeni akademi yayınları.

* Yazı şahsıma ait olup ilk defa libersite.com'da yayınlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Araştırma - İnceleme, İslam Araştırmaları, Tarih, ilk oryantalistler, oryantalizm edward said, oryantalizm islam etkileri, oryantalizm nedir, oryantalizm ve islam, oryantalizmin amaçları, oryantalizmin tarihi

mutevaggil , 03/08/2011-20:18 Facebook'ta Paylas