selefilikSelefilik, İslam ümmeti geneli içinde tartışmaya açık bir kavram. Bir islam aliminin ya da avamdan birinin "selefi" olması iyi  bir şey midir, yoksa kötü birşey midir? Selefilik ile Ehli sünnet ekolü arasında herhangi bir ilişki var mıdır? Selefiler, dini doğru yaşarlar mı? Bu soruların cevaplamaya çalışalım.

Evvela, “selef” kelimesinin manasına bakacak olursak; kendi yerine geçilen, bir yerde ya da makamda kendinden önce bulunan kişiye selef denir. Selefden sonra bir makama oturana da halef denir. Zaten Türkçe’de halef-selef deyimini sıklıkla kullanırız. “Ahmet ile Mehmet halef selef oldular” dediğmizde, Ahmet, Mehmet’in yerine geçti, onun halefi oldu (halifesi) manasını kastederiz.

Selef kelimesinin manasını sanırım anladık. İslam ıstılahında ise selef kelimesinin ne olduğunu anlamak için peygamber efendimiz’in (s.a.v) Buhari ve Müslim gibi sahih hadis kitaplarında yer alan şu hadisini bir okuyalım:

“En hayirli nesil benim dönemimde yasayanlardir. Sonra onlari izleyenler, sonra onlarin ardindan gelenlerdir”...

İşte ehli-sünnet dairesinden baktığımızda; selef demek, peygamber efendimiz dönemi ve sonraki iki dönemde, yani, toplamda üç kuşakta yaşamış insanlar kastedilir. Bunlar: sahabeler, tabiun ve tabe-i tabiundur.  Ehli sünnet itikadına göre bu üç zümre selefdir ve selef, müslüman iman, amel, zühd, takva ve edep gibi vasıflar yönünden idealdir, bir müminin yaşamına selef öncü olmalıdır, yaşayışımızı selefe göre düzenlemek gerekir. Selefe (selefi salihin) uyana da selefi, bu yönteme de selefilik denir. İmam-ı azam Ebu Hanefi gibi alimler, eserlerinde kurtuluşun selefi yaşam tarzıyla olabileceğini aktarırlar.

Buraya kadar anlattığımız selefilik bir ehli sünnet mümini için gayet olumlu bir vasıf. Fakat, selefilik aynı zamanda vahabbilik mezhebinin bir diğer adıdır da. Zaten insanlardaki kafa karışıklığı da buradan kaynaklanmakta; birbirine zıt iki iki yaşayış tarzının aynı isme sahip olması kavram karmaşasını ortaya çıkarıyor.

Günümüz selefiliiği, yani vahabalilik kaynaklı selefilik ehli sünnet ekolüne (gerçek selefiliğe, selefi salihine) hiç uymaz. Ameli ve itikadi manalarda bir sürü görüş ayrılığu vardır. Örneğin günümüz selefiliğinin ehli sünnet ekolüne uymayan bazı görüşleri şunlardır:

(Aşağıdaki bu dört görüşü Semerkand Dergisi, Aralık 2003 sayısından aldım. Yazarı Ebubekir Sifil, kısaltarak aktarıyorum. Aşağıda bahsedilen selefilik ehli sünnete aykırı olandır)

1.Mütesabih ayet ve hadislerle ilgili görüsleri:

Selefîligin en bariz vasiflarindan birisi, mütesabih ayet ve hadisleri lugat anlamini esas alarak oldugu gibi kabul etmek seklinde kendisini göstermektedir.

Buna göre Kur'an'da ve hadislerde Allah Tealâ hakkinda zikredilen “el, yüz, gelme, oturma, inme, Ars'a istiva etme, gazaplanma, gülme...” gibi sifatlar, mahlukat hakkinda ne ifade ederse, Selefîler'e göre Allah Tealâ hakkinda da ayni seyi ifade eder.

Oysa Kur'an'da yer alan pek çok ayet, Allah Tealâ'nin bu gibi sifatlarini mahlukatin sifatlarina benzetmenin dogru olmadigini ortaya koymaktadir.

2. Tasavvuf hakkindaki görüsleri:

Islâm dünyasinin bazi yerlerinde tasavvuf adi altinda sergilenen birtakim yanlis anlayış, Selefîler'in tasavvufun özüne düsmanlik beslemesine gerekçe teşkil etmistir. Oysa Ehl -i Sünnet ve'l -Cemaat'ten asla ayri düşünülemeyecek olan gerçek tasavvuf, Batinîlik, Hurûfîlik gibi sapik cereyanlardan uzaktir. Ehl-i Sünnet çizginin muhafazasinda ve yayilmasinda son derece büyük katkilari bulunan gerçek tasavvuf ehli, müslümanlarin kalbî ve ruhî hayatinin inkisafinda, ahlâkin güzellestirilmesinde ve erdemli fertlerin yetismesinde Sahabe döneminden itibaren izlenen yolu izlemis ve tamamen onlara uymustur. Gerek itikadî, gerekse amelî sahada gerçek tasavvuf büyüklerinin eserleri ve görüsleri ortadadir.

3.Taklid hakkindaki görüsleri:

Bir kisim Selefîler, fikhî meselelerde herhangi bir müçtehid imamin taklid edilmesine de siddetle karsi çikarak, bunun da kisiyi sirke ve küfre götürecegini iddia ederler. Bu iddialarini ispat için de birtakim ayet ve hadisleri delil olarak öne sürerler.

Oysa bu ayet ve hadislere yakindan bakildiginda taklidin haramligi iddiasina uygun hale getirmek için zorlama yoluyla tevil edildikleri görülür. Tipki tevessül konusunda oldugu gibi, taklidin haramligi konusunda da bu ümmetin tatbikati Selefîler'in iddialarinin geçersiz oldugunu gösteren en büyük delildir.

4.Kiyas konusundaki görüsleri:

Günümüzde Selefîler olarak anilan grup içinde, kiyasin şer'î bir delil sayilamayacagini, çünkü kiyasin, “Allah'in dininde sahsi görüs ile hüküm vermek” oldugunu söyleyenler mevcuttur.

Oysa fikih usulü kitaplarinda ayrintili bir sekilde açiklandigi gibi, gerek Kur'an ayetleri, gerekse hadisler, vakia olarak sinirlidir ve insanligin karsilastigi her olayin hükmünün, ayetlerde ve hadislerde zikredilmis olmasi mümkün degildir. Kur'an ve Sünnet konusunda biraz malumati olan herkes bu noktayi kabul ve itiraf eder.

...

Gördüğünüz gibi dostlar, gerçek (salih) selefilik ile vahabi temelli selefilik arasında dağlar kadar farklar var. Dolayısıyla yazımın başlığında “Selefilik İyi midir, kötü müdür?” diyerek sorduğum sorunun cevabı, “hangi selefiliği kastediyorsun?” şeklinde bir soru ve ona göre verilecek bir cevaptır.

Günümüz selefiliğin (vahabi, mütezile vb... mezheb tabanlı) savunduğu fikirlerin gerçek selefilikte (ehli sünnet vel cemaat’in benimsediği) yeri kesinlikle yoktur.

Anahtar Kelimeler: Anlama Çabası, Ehli Sünnet Ve Selefilik, Kuran Ve Selefilik, Selef Nedir, Selefi Kime Denir, Selefi Nedir, Selefi Salihin Kimdir, Selefiliğin Manası Nedir, Selefilik Ne Demektir, Selefilik Nedir, Selefilik Ve Vahabilik, Sünnet Ve Selefilik, Vahabilik Nedir

mutevaggil , 02/04/2010-16:52 Facebook'ta Paylas